Umre yapmayı Peygamber Efendimiz
teşvîk etmiş, bunda da belirli bir sınır getirmiştir.
Öyleyse biz Müslümanlara
düşen, bu feyizli ve bereketli ibâdete gereken önemi vermemizdir.
Bir mü’min, bu
ibâdeti ömründe hiç olmazsa bir sefer yapmak için gayret göstermeli, bunun
kendisi için bir nîmet olduğunu, kendisine fakirliğin gelmeyeceğini, günahlarına
kefâret olacağını ve karşılığının cennet olacağını bilmelidir.
Günümüzde bu ibâdete gereken önemin verilmediğini, âdetâ unutturulmaya
çalışıldığını, -hâşâ- fuzûlî bir ibâdet olduğunun insanlara empoze edilmeye
çalışıldığını görmekteyiz.
Görmekte ve okumaktayız ki, gerek yurt içi, gerekse
yurt dışı turizmle uğraşanlar bu uğurda milyarlarca lira ödeyerek reklâmlar
vermekte, fakat umre ziyâretini âdetâ yok saymaktadırlar.
Yok saymayanlar da bir
elin parmakları kadar azdır.
Müslümanların tâtil yapmak maksadıyla plajlarda,
gece kulüplerinde, içkinin, kumarın, fuhşun kol gezdiği yerlerde zaman, sıhhat,
mal ve paralarını gereksizce savurdukları tâtillerden döndükten sonra, “Ne kadar
güzel eğlendik!” diye orada burada hava atmaları, buna karşılık umreye gidenleri
hor görüp; “Yahu gidecek başka yer yok muydu!” demeleri artık sık rastlanan
durumlardandır.
İnsaflıca düşünürlerse hatâlarını anlayabilir ve Allah’tan af
dileyebilirler. Zâten Peygamber Efendimiz bir hadîsinde; “Hacca ve umreye yalnız
Allah’ın çağırdıkları gelebilirler” buyuruyor. (4)
Şöyle bir insaflıca düşünürsek böyle bir dâvet kaç kişiye nasîp olur.
Bu
değerleri iyi anlayıp kendimize çeki-düzen vermemiz lâzımdır.
Zaman geçmekte,
ömür sermâyesi tükenmekte ve bizler hâlâ yerimizde saymaktayız.
Allah (c.c)
iyiler yüzü-suyu hürmetine kendi rızâsına kavuşturacak ameller işlemeyi, bunları
yaparken de sırf Allah rızâsını gözetmeyi nasîp etsin.
|